Evrensel’de: Direnişçi kim bakalım?

Direnişçi kim bakalım?

Arada sırada eğlenmek güzeldir. Her gün bir yarış, bir hırs, bir koşturma halinde geçerken hayatımız “öfkemiz”, “kızgınlığımız” ve “itirazımız” birikti yıllarca. Çözüm olmadıysa da tribünler oksijen tüpü oldu bu sıkışmışlığın içinde, aynı zamanda coşku ve umut hissettik yeşil sahalarda ve hissettirdik. Çoğumuz için sırf bu yüzden tribünler rahatça nefes aldığımız, stres attığımız yerler oluyor. Her maçın 0-0 başlaması, her maçta kazanma şansımızın olması bu oyuna bu kadar umutla bakmamızın en önemli nedeni belki de. Stad dışında bunu yaşamak pek mümkün olmuyor.

1 Mayıs’ın hemen ardından Evrensel’e yazdığım yazıda “Tribünler artık 1 Mayıs alanına indi” demiştim. Şimdi Gezi Parkı direnişinin merkezinde yine taraftarları ve dillerde yeni milli marş adayı olacak besteyi bulduk: “Sık bakalım, sık bakalım, biber gazı  sık bakalım…”

Direnişin en büyük kazançlarından birisi halkın korku engellerini aşıp sokaklara akması dedik. Ayaklanmamızın soundtracki, tazyikli suyu göğüsleyen siyah elbiseli kadının vücut dilinin haykırdığı tezahürat.

Birlik ve kolektif hareket, coşku ve spontanlık, yaratıcılık ve sivri dil… Tabi ki direniş sadece taraftarlardan ibaret değil ama kimse de taraftarların kattığı renk ve hırsı küçümseyemiyor.  Toplum ve tribün ayrı tutulmaz diyenler için gelecek yıllarda referans olacak bir direniş oluyor işte.

Bu tarihi birliğin en açık ve net olarak göründüğü yer belki de futbol. Birbirine bağlanmış atkılar ve İstanbul United (Birleşmiş İstanbul) kavramının çıkacağını birkaç ay önce kimse düşünemezdi.

Artık direniş sembolü olarak takım kaşkolu veya forması neredeyse parti bayrağı ve Che tişörtü kadar meşru olmuş halde. Tıpkı 2001’de Arjantin’de neoliberal politikaya karşı düzenlenen protestolarda Maradona formalarının hemen her karede görünmesi kadar bariz bir tablo.

POZİTİF TARAFTAR KÜLTÜRÜ

Türkiye liglerinden hemen hemen her takımın atkıları ve formaları ara sıra görünse de burada Çarşı’nın yeri ayrı. Davulcu Vedat ve kepçe kaçırma olayı artık bir efsane. Harbiye’deki bir esnafın başka bir esnafa “Akıllı ol, yoksa Çarşı’yı salarım üzerine” demesi Çarşı’nın gücünün göstergesi. Köyiçi’nden Taksim’e uzayan ve on binleri toplayan Çarşı yürüyüşleri de öyle.

Bunlar elbette “Artık siyasi örgütlenmeyi bırakalım, hepimiz taraftar olursak bu iş tamamdır” diye anlaşılmasın. Ama Gezi Parkı direnişine sadece bir kere uğramış bir insan bile taraftarların yarattığı güvenli ortamı hissetmiştir. Gaz veya ses bombaları atılınca çok sayıda insan hemen “Çarşı nerede ya, gelsinler kurtarsınlar bizi” diye sağa sola baktı mı bakmadı mı mesela?

Hem kendi duruşuna sadık, hem çoğulcudur Beşiktaş taraftarı. Tıpkı meydanlardaki renk kardeşliği gibi. Atkı takasları, farklı formalarla beraber çekilen resimler… Daha bir ay önce holiganizm toplumun en büyük problemlerinden birisi olarak tartışılırken, artık pozitif taraftar kültürünün varlığı benimsenmiş durumda.

Ayrıca bir köşeye yazmakta fayda var: Çarşı bu ayaklanmada ön saflarda yerini aldı, ama buna zaten hep alışıktı. Çarşı ve Halkın Takımı denildiğinde akla ilk gelen şey yaratıcılık, çoğulculuk ve radikal ilerici görüşlerdir. Ekoloji, azınlık hakları, anti faşizm, çocuk sağlığı ve sosyal adalet gibi konularda senelerdir duyarlılık gösteren gruplara sadece “31 Mayıs’tan sonra iyi iş çıkardılar” demek de ayrı bir bilinçsizlik örneği. Çarşı’nın bu son süreçte büyük bedeller ödediğini, gözaltılar ve tutuklamalardan da anlayabiliriz. Aynı şekilde Galatasaray’ın TekYumruk grubunun çocuk kütüphanesi açma kampanyalarını unutup eylemlere sayı olarak Çarşı’dan az kişiyle katıldıkları için grubu eleştirmek haksızlık olur.

31 Mayıs’taki ayaklanmada çok sayıda Fenerbahçeli taraftar da vardı, hala da var. Adana Demirspor, Karşıyaka, Göztepe, Trabzonspor, Bursaspor, Eskişehirspor, Gençlerbirliği, Mersin İdmanyurdu ve sayamayacağımız kadar çok takım taraftarı, ya aldıkları ortak kararla grup halinde ya da direnişi benimsemiş bireyler olarak kulüp renklerine büründü ve direnişte yerini aldı. Orduspor’un o mor atkılarını da gördükten sonra, artık palette bulabileceğimiz tüm renkler sokaklarda diyebilirdik. Gündemden kaçan bir olumsuz örnek ise ellerinde satır ve sopalarla direnişçi avlayan Kasımpaşa sporlular oldular.

Sonunda siyasete de futbol konjonktürleri ve değişkenleri açık bir şekilde ilave edilmiş oldu. Şimdiye kadar çoğu olayda tepeden aşağıya doğru giden bir güç söz konusuydu. Bunun da Türkiye’de belki en bilinen örneği Kenan Evren’in MKE Ankaragücü’nü cunta döneminde 2. Ligi kazanmadan 1. Lig’e taşımasıdır. Portekiz’li diktatör António de Oliveira Salazar demişti ya; “Ülkeyi fado (müzik), fatima (din) ve futbolla yönetiyorum” diye.. Aynı şekilde Benito Mussolini ve Arjantin’li general Jorge Videla gibi isimler de futbolun popülaritesinin farkına varmış ve halkı istedikleri yere yönlendirmek için futbolu etkili bir alet olarak kullanmışlardır. Daha güncel örnekleri de bildiğimiz gibi siyasi amaçları olan iş adamlarının kulüp sahibi olup politik bir platform oluşturması. Silvio Berlusconi (Milan), Mauricio Macri (Boca Juniors) ve Cem Uzan (İstanbulspor ve Adanspor) bunun farkına varmış kişiler arasındadır.

YENİ BİR MAÇA HAZIRLANIYORUZ

Türkiye’de bu aşamalardan sonra daha otonom, duyarlı ve tabandan gelen filizlenmiş bir hareketlilik görüyoruz. “Artık devran döndü” diyecek kadar naif olmasak da alttan gelen (çoğu zaman) olumlu politik baskı da artık bir gerçek.

Evet, futbol taraftarları adım adım siyasete yaklaşıyor. Yaratıcı zeka tezahüratlarla beraber cinsiyetçi küfür içeren sloganlar ve maço kültürü de maalesef bu direnişin içinde yer aldı. Daha tartışılacak çok şey var ama genel anlamda o sokaklarda gördüğünüz formalar çok olumlu bir hal alıyor.

Direnişin şimdiki aşaması çok kritik. İlk zafer sarhoşluğunu bırakıp yeniden seferber olmanın ve farklı metodlarla direnişi sürdürmenin önemini hemen hemen herkes biliyor. İlk günler kazanmaya aç olan kitle için duygusal davranmak kolay oldu. Tribündeymiş gibi kazanacağımıza inanıyoruz ve statta atmosfer nasıl oyuncuları etkiliyorsa, eylemlerle bu direnişi de etkileyebileceğimize inanıyoruz hala. Yeni bir maça hazırlanıyormuşuz gibi.

Dürüst olalım, Haziran ayının başında siz de takım tutar gibi bu direnişi kucaklamadınız mı? O coşkuyla ve umutla da devam edelim.

Kommentera

Fyll i dina uppgifter nedan eller klicka på en ikon för att logga in:

WordPress.com-logga

Du kommenterar med ditt WordPress.com-konto. Logga ut /  Ändra )

Google-foto

Du kommenterar med ditt Google-konto. Logga ut /  Ändra )

Twitter-bild

Du kommenterar med ditt Twitter-konto. Logga ut /  Ändra )

Facebook-foto

Du kommenterar med ditt Facebook-konto. Logga ut /  Ändra )

Ansluter till %s